BARIŞ VE ESENLİK ÜYESİNİN YAŞAM DÜŞÜNÜŞÜ
GENEL EREK: Tektanrı olan Allah'a tapınmak değil, kulluk etmek.
ÖZEL EREK: Yeryüzünü Umat[1]' a çevirmek.
Bir kişi, Tanrı' ya kulluk ediyorum diye (Kur’an' ı ölülere okuma, Mushaf'ı öpüp başına koyma, şeytan taşlama gibi) birtakım hareketlere öncelik verirse, onun gözünü şeytan bağlamış demektir. Çünkü, Şeytan' ın aldama yöntemlerinden biri de bir konudaki ikincil, üçüncül vb. öğeleri dinin birincil öğeleri durumuna sokmadır. Böyle olunca ne olacak? Kişiler birincil öğe sandıkları o noktaya odaklanacak ve yaşam erkeleri[2] boşa gidecektir. Oysa kişioğlu, özel ereği de dikkate alınca ve buna göre tavırlar geliştirmeye çalışınca hem Tanrı'ya kulluk etmiş hem de Umat' a hak kazanmış olur; ancak kişi, Allah'a inandığının bilincinde olmalı, başka bir anlatımla o kişinin usu, inancını onaylamalıdır.
GENEL EREK NASIL SAĞLANIR?
1. Barış ve Esenlik yolunun gerçek ve bircik kaynağı Kur’an baz alınarak: Eğer Kur’an' ın yanında birtakım kitaplar din kaynağı olarak kabul edilirse (Kur’an’ ı izah ve sözde mücmel ayetleri açıklamak için olsa bile), bu, Tektanrıcılık değil, ortak koşanlık[3] ve Şeytancılık olur.
2. Muhkem[4] ve müteşabih[5] ayetler belirlenip öncelikle muhkem belgilere dayanan tavırlar geliştirerek: Eğer muhkem ayetler geri plana itilip müteşabih ayetler ön plana çıkarılırsa, Son Nebi'nin ölümünden başlayarak olduğu gibi, dinde obaklaşma (kamplaşma) büyük bir tehlike olarak ortaya çıkar ve insanlar bu müteşabih ayetlere dayanarak "Benim mezhebim en doğru mezheptir" diyerek kişileri küfre düşmeyle, mürtetlikle itham edebilir, hatta kendi mezhepleri mürtet öldürmeyi buyurduğundan cani kesilebilirler. Böylece bölücülük artar. Yine de bu bulanıklık dumanı altında kimin en doğru yolda olduğu sezilemeyebilir. Bu durumda,
3. Muhkem ve müteşabih ayetler us, eseme (mantık) ve Kur’an ayetlerindeki tutarlık/çelişkisizlik göz önüne alınarak bilgiler süzgeçten geçirilmeli, çağın bilimsel, toplumsal gelişme ve ilerlemelerine göre yorumlar üretilmelidir ve asla "İçtihat kapısı kapandı" gibi bir saçmalığın arkasına sığınılmamalıdır.
4. Kimseden şefaat beklentisi içinde olmayarak ve yalnızca kendimiz Allah'a istiâne[6] ederek, "Şefaatın tümü Allah' ındır" ve "O' ndan başka şefaatçi yoktur" ayetlerini kavrayarak: Böylece Tanrı' ya kul olmak için kendi çabamızdan başka hiçbir şeyin bize yeryüzünde de ojunda (ahıret) da yardımcı olmayacağının ayrımında olarak yeryüzünü Umat' a çevirmek için kararlılık gösteririz.
5. İnsanlara, İslam’ la alay etmeleri dışında, her zaman güzel söz ve davranışla yaklaşarak, onlara akılcı, bilimsel olmalarını öğütleyerek: Kitap'ın İslam’ın sınırlarını, bilimin ise doğa belgilerini (ayetlerini) belirlediğinin ayırdında olmalıyız. İslam üyeleri büyük bir özgüven içerisinde hem Kur’an' a hem de doğa belgilerine uymaya çalışmalıdır. Bunun yanında başka kişileri de doğa belgilerine uymaları konusunda uyarmalı ve özendirmelidir. Ayrıca aramızdan birilerini, kendi istemleri doğrultusunda, davranış bilimleri ve tinbilim[7] konusunda donanımlı İslam cihatçı ve tebliğcileri olarak yetiştirmeliyiz. Son Nebi' nin ölümü ile tebliğ görevinin sona erdiğini düşünen kimi cahiller var. Oysa Muhammet (Selam üzerine olsun!) yalnızca kendisine kitap vahyedilen Son Elçi' dir, genel anlamda son elçi değil. Elçilik görevi nebilerin de görevi olmakla birlikte nebilere bağlı değildir. Son gelen nebinin kitabının öğretilerini eksiksiz ve eklemesiz tebliğ eden her İslam üyesi bir elçi derecesine yükselebilmektedir.
Kimi kişiler var ki, Din’ i, yalnızca vicdana hapsedilmesi gereken bir olgu sayarak toplumdan soyutlamaya kalkıyor. Şu bir gerçek ki, böyle ildemciler[8] dinin tarih boyunca devlet, yönetki (siyaset) ve bilim işlerinde kötüye kullanıldığının farkına varmışlardır; ama bir tepkisel savrulma ile İslam' ı yaşamdan soyutlamaya çabalıyorlar. Bunu yaparken de hiç mantığı olmadan İslam' ı Hıristiyanlık ile mukayese ediyorlar. Oysa Hıristiyanlık, başka şartlar altında oluşmuştur. Evet, kendisini müslüman olarak niteleyen kişilerin çoğunluğu Kur’an İslamı’ ndan sıyrılarak karakitaplı Şeriat' ı putlaştırmışlardır. Ne var ki bu durum, Tanrı' nın bircik din kuralı koyucusunun Kur’an olduğu, Kur’an’ ın çelişkisiz olduğu ve tarih boyunca dokuv (metin) düzleminde hiçbir bozulmaya uğramadan günümüze gelmiş olduğu gerçeğini değiştirmez. Müslümanlar yüzünden İslam' ı suçlamak, atom bombası yapanlar yüzünden bilimi suçlamaya benzer.
ÖZEL EREK NASIL SAĞLANIR?
1. İnanan kişilerin şirkten kurtulması ile.
2. İnanmayan kişilerin en azından bilime ve bilimsel yaşamaya yönlendirilmesi ile.
SONUÇ
Bujun (bu dünya) ile ojunun inanç açısından dengelenmesi, daha açık bir anlatımla Âdemoğlunun yeryüzü yaşamına olan ilgisi ile öteki yaşama olan ilgisinin hemen hemen (hemen hemen diyorum; çünkü yeryüzündeki güzellikler asla Umat' taki güzellikler ile karşılaştırılamaz) başa baş gitmesi dolayısıyla İslam, yeryüzünde bilimsel bir madde ve mana anlayış dizgesi (sistem) kurabilme şansını yakalayacaktır. Bu dizge de Batı felsefesinin almaşığını (alternatifini) oluşturacaktır. Çünkü Batı felsefesi, parça parça görüşlerden kaynaklanmasına karşın İslam düşüncesi yalnızca Kur’an kaynağından, yani tek bir bütünden güç alacaktır.
Altbilgi: Alttaki yazıyı blog arkadaşım ilhangul1919 ağ kümesinden alıntıladım. Bizce dikkate alınması gereken bir yazıdır. Yazıdaki kimi sözcükleri hızlı anlaşılma sorunu nedeniyle aslına rücû ettirdik.
[1] Umat: (Tamu ‘Cehennem’ sözcüğünün tersten okunuşudur) Cennet.
[3] Ortak koşanlık: Şirk.
[4] Anlamı tartışmasız olan.
[5] Birden çok anlamlı ya da benzetmeli.
[8] İldemci: (il+dem, il ‘halk’, +dem ‘yöntem ve yoldam’ın +dem’i’ + ci) Lâik.